Beli̇rsi̇z alacak davası açılması, kısmi̇ dava şartlarını taşıyorsa kısmi̇ dava olarak devam edi̇lmesi̇



Beli̇rsi̇z alacak davası açılması, kısmi̇ dava şartlarını taşıyorsa kısmi̇ dava olarak devam edi̇lmesi̇



Yargıtay daireleri, alacağın belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası açılmasının hukuki sonuçları konusunda halen görüş birliği içinde değillerdir. Bazı daireler alacağın belirlenebilir olduğu hallerde talep edilen tutarın beyan edilmesi ve eksik harcın yatırılması için davacıya süre verilmesi gerektiğini savunurken, diğer daireler hukuki menfaat yokluğu nedeniyle davanın doğrudan reddedilmesi gerektiği görüşündeler. 

Çeşitli dairelerin bu zıt içtihatlarına  ilişkin örnekler aşağıda özetlenerek  istifadenize sunulmuştur. Sorunun ivedilikle içtihadı birleştirmeyle çözülmesi elzem gözükmekte. Nihayetinde bu görüş ayrılığının sonucu bir tarafta astronomik vekalet ücretleri diğer tarafta ise zamanaşımı ve hakdüşürücü süre nedeniyle kaybedilecek haklar bulunmakta.

Aslında belirli olan alacak için, belirsiz alacak davası açılır ise hukuki yarar yokluğundan ret kararı verilmeli


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi Esas: 2021/29 Karar: 2021/407

davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı şüphesizdir. Somut olayda sigortalı iş yerinde kullanılan 2 adet sanayi tipi yıkıma makinesinin arızası nedeniyle uğranılan zararın düzenlenen sigorta poliçesi kapsamında tazmini talep edilmiş olup davacı zarar kalemi olarak, makinelerin tamir masrafı ile tamir edilinceye kadar çalışamamasından kaynaklı uğranılan kazanç kaybı gösterilmiştir. Davaya konu arızalanan makinelerin bakım ve onarımının yapılması için hizmet aldığı, dava dışı firma tarafından makinelerin gerekli onarımlarının yapıldığı ve davacıya KDV dahil 42.480,00 TL tutarında fatura düzenlendiği, dava dışı şirketten gelen yazı cevabı uyarınca anılan tutarın davacı yanca ödendiği ve makinelerin davacıya teslimi sağlandığı anlaşılmıştır. Yukarıda Yargıtay kararında ifade edildiği gibi burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir, ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. Görüldüğü üzere makinelerin bakım ve onarımı için yapılan tamir masrafı dava dışı firma tarafından düzenlenen fatura ile tespit edildiği, hasarın davacı tarafça ödeme yapılmak sureti karşılandığı, davacının tamir masrafından oluşan zararı açıkça belirli olduğu, kazanç kaybı yönünden ise makinelerin çalışır vaziyette davacıya teslim edildiği, makinelerin çalışmadığı gün dikkate alınarak davacı tarafça elindeki bilgi ve belgeler ile zararın tek taraflı olarak belirlenebileceği gözetilerek davacının alacağın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilme imkanı var iken belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.


Yargıtay 11.hukuk dairesi e:2015/11432 k:2016/6506

Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanun'un 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir.

KARŞI OY

Dava tarihi olan 06.06.2013 tarihinde yürürlükteki HMK 109/2 fıkrasına göre, talep konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. Dolayısıyla, iş bu dava, dava tarihinde yürürlükteki HMK 109/2 fıkrasına göre kısmi dava olarakta açılamaz. Bu bakımdan, kural olarak, davanın HMK 114/1 – (h) bendi uyarınca başlangıçta hukuki yarar bulunmadığına ilişkin dava şartı yokluğundan reddi gerekirdi. Ne var ki, HMK 109/2 fıkrası yargılama devam ederken 01.04.2015 tarih 6644 sayılı Kanun ile yürürlükten kalkmıştır.

HMK 115/3 fıkrası uyarınca "dava şartı (m 114.) noksanlığı mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş (m. 115, 1) ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmemişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü dava usulden reddedilemez."


Aynı davada hem kısmi hem belirsiz alacak

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2019/3831 Esas,2021/2543 K.

İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.

Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır.

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararı ile aynı uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapmakla görevli 22.Hukuk Dairesinin kapatılması ve tüm işlerinin dairemize devredilmesi üzerine, belirsiz alacak davası ile ilgili yeniden yapılan değerlendirmeler sonucunda yukarıda belirtilen ilkeler kabul edilmiştir.

Dairemizin daha önce belirsiz alacak davasına ilişkin uygulaması benimsenen yeni ilkelerden farklılık arz etmekteydi. Örneğin, hukuki yararın tamamlanabilir dava şartı olduğu; hukuki yarara ilişkin dava şartının eksik olması halinde davanın hemen reddedilmemesi; davacıya süre verilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiği yönünde uygulama yapılmaktaydı.


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas: 2019/960 Karar: 2021/499

ilk derece mahkemece, belirsiz alacak davası açılmasının koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan usulden reddedildiği anlaşılmaktadır

Bu nedenle ilk derece mahkemesinin, bu alacak kalemine ilişkin gerekçesi ve hükmü isabetli bulunduğundan, davacının bu konudaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir



Belirsiz alacak davası açılsa da koşulları var ise kısmı dava olarak devam edilir


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No:2016/1166 Karar No:2019/576

Bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında; davacı vekili müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ancak alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile 1.000,00TL kıdem tazminatı, 500,00TL ihbar tazminatı talep etmiş olup davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. 

Öyle ise, alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. 

Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141'inci ve 6100 sayılı HMK'nın 30'uncu maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır.


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Esas: 2021/193 Karar: 2021/720

Bu durumda, davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte, belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/11/2020 tarih 2019/17-853 E., 2020/907 K. sayılı emsal kararı).Somut olayda, icra takibiyle tahsili talep edilen teminat tutarları belirli olduğu gibi, teşvikten kaynaklı olarak talep edilen alacak da hesap edilip belirlenebilir nitelikte olup, dava konusu alacağın belirsiz alacak niteliğinde olmadığı açıktır. Davacı davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiş olmasına rağmen, davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına, başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece davanın bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılması gerekirken, hukuki yarar yokluğundan reddi doğru olmamıştır.


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi Esas: 2018/3283 Karar: 2021/463

Yukarıdaki açıklamalar ışığında alacak. belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda; şartları bulunmamasına başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukuki yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz.Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMKnın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMKnın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. Somut olayda davacı vekili 5.000,00 TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuş, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. Alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMKnın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır.


İstanbul bölge adliye mahkemesi 8. hukuk dairesi esas: 2021/295 karar: 2021/446

Eldeki davada, davacının araç hasar bedeline ilişkin zararı ancak bilirkişi incelemesi ile belirleneceğine göre bu durum, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması için yeterli görülmelidir. Bu nedenle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına ilişkin değerlendirme ve kabulde isabet bulunmamaktadır. Bundan ayrı, alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin 6100 sayılı HMKnın 109uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacağının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına göre, davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin gerekip gerekmediğinin düşünülmemiş olması da doğru olmamıştır.(HGK 2016/22-1166E. 2019/576 K. sayılı kararı)


Belirsiz alacak davası olarak kabul edilebilmesi için - Dava dilekçesinde belirsiz alacak yazılmaması - belirsiz alacak davası açıkça belirtilmeli mi - belirsiz alacak davası olduğu nasıl anlaşılır


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas: 2019/761 Karar: 2021/382

Davacı vekilinin dosya içerisindeki beyanlarının hiçbir yerinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığı belirtilmediği gibi belirsiz alacak davasının düzenlendiği HMKnın 107. maddesine dayalı dava açıldığından da söz edilmemiştir. Belirsiz alacak davasının, maddi hukuka ilişkin yönlerinin bulunması karşısında, davacının talebinin açıkça belirsiz alacak davasına yönelik olması, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığının veya bu anlama gelecek bir anlatımın veya belirsiz alacağın düzenlendiği kanun maddesine atıf yapılarak talepte bulunulması gerekir. Aksi halde, talep açıklattırılarak, bölünebilir talebin bir kısmı ile ilgili talepte bulunulduğu takdirde davanın HMKnın 109. maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak açıldığının kabulü gerekir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu   Esas: 2016/2633 Karar:  2018/1300 

Davacı vekili 29.01.2015 havale tarihli dilekçesinde " Mahkemenizde açılmış olan davada dava konusu başlığında dava kısmi dava olarak nitelenmiş, ancak talep sonucunda belirsiz alacak ifadesi yer almıştır. Davanın hukuki vasfının tayini sayın Mahkemeye aittir. Ancak biz bu çelişik durumu davamızın kısmi dava olduğu yönüyle değerlendiriyoruz. Sunulan nedenle davamızın kısmi dava hükümlerine göre karara bağlanmasını saygılarımla arz ve talep ederim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
O hâlde davacı vekilinin bu talebi değerlendirilmeden Özel Dairece davanın belirsiz alacak davası olduğundan bahisle verilen bozma kararı yerinde değildir.